İçeriğe geç

Soyut ve Somut algı üzerine.

Çocuklar soyutlamayı başaramaz somut olarak şeyleri birbirlerine ekleştirirler. Bizler ise artık somut düşünmeyi unutmuş durumda bulunuyoruz. Yani somut olguları bile soyutlayarak düşünmeye o kadar alışmışız ki; şeylerin somut varoluşlarından tamamen kopmuş durumdayız. Kendi kurguladığımız düş dünyamız içerisinde yaşıyoruz. Sebepler sonuçlar hep zihnimizdeki soyut kavram öbekleri üzerinden değerlendirilip anlamlandırılıyor. Kavram veya kelimeleri soyutlayıp fikrin nedenine bakmadan hemen ilişkilendiriyoruz. Aslında zihnimizde kelimelerin anlamları var fakat böyle olmasının bir sorun oluşturduğunu gördüm. Aslında herhangi bir kelime veya kavram zihnimize geldiğinde veya kullanıldığında muhakkak bir bağlam içerisinde olur veya olmalıdır ki o bağlam çerçevesinde değerlendirilir. Fikrin nedenine bakmaksızın bize yakın geldiği veya göründüğü için kavramı hemen fikrin içerisine dahil eder ilişkilendiririz şüphe de duymayız. Fakat bu ilişki fikrin somutluğunu bozar ve soyut bir anlam oluşmasına sebep olur.

Soyut düşüncedeki sıkıntıyı basitçe ifade etmeye çalışırsam; iki fikri veya (*kavramı) bir arada düşünürken aralarında doğal bir bağ olduğunu var saymamızla ortaya çıkan yanlış/hatalı algı.
(*kavram olamaz çünkü 2 kavram bir araya getirilerek bir fikir oluşturulur ve fikrin özü de bu iki kavram arasındaki ilişki ile ilgili olmalıdır. Ve fakat bir kavram kendi başına bir fikir olabilir.)

Çocuklara geri dönelim soyutlama yeteneği henüz gelişmediği için evden giden ebeveynini sanki onu tamamen terk etmiş gibi algılar. Fakat soyutlama yeteneği geliştiği zaman evden giden annesini düşündüğünde onun aslında gitmediğini geri geleceğini düşünüyormuş gibi gözüküyor fakat insan soyutlamayı öğrendiğinde aslında olan şey düşünülen şeyin yanında olmasa bile yanındaymış gibi hayal edebilmesinden gelmektedir. Demek ki çocuklar sadece var olan şeyler üzerinde hayal kurabiliyorlar. (Kanıta muhtaç)

Spinoza’nın “Anlama Yetisi İncelemesi”nden anlaşıldığı üzere insanın şeyleri düşünmesi onları hazır bir şekilde yanında hissetmesine sebep olur. Yani demek ki çocuklarda idrak gelişene kadar ruhun bu özelliği yani düşündüğü şeyi yanında duyumsama özelliği bulunmuyor. Önceki paragrafta vardığım sonuca tekrar varıyorum yani çocuklar hali hazırda olan şeyler üzerinden düşünüp hayal edebiliyorlar.

Yaşımız ilerledikçe beynimizdeki veri yolları katılaşır yani zihnimizde oluşturup sakladığımız soyut ilişkiler her an erişilebilir ve yadsınamaz olur. Spinoza’nın “Anlama Yetisi İncelemesi”ndeki açıkladığı yöntem yardımı ile kendimizi soyut düşüncelerden yavaş yavaş arındırdığımızda yani fikirler arasındaki soyut ilişkiler yavaş yavaş kaybolduğunda şeylerin gerçekte var olduklarını algılamaya başlarız. Yani acaba matrix’in içinde miyiz? sorusu kaybolmaya başlar. Aslında olan şeyleri nedenleri ile birlikte görmemizdir çünkü şeyler nedenlerinin dışında soyutturlar sadece nedenleri ile birlikte ele alındıklarında somut olabilirler. Düşüncelerimizde şeyleri nedenleri ile birlikte algılamaya başladığımız zaman hayatı da somut olarak algılamaya başlarız.

Geçmişte okuduğum kitaplarda izlediğim filmlerde bir zihin sarayı veya hayal dünyasından bahsedilir. İmgelem yani imajinasyon ile oluşturulmuş bir saray. Bunun ne olduğunu şimdiye kadar çok anlayamamıştım. Fakat görünen o ki düş dünyamız zihnimizdeki kalıplaşmış soyut fikirlerden oluşuyor. Oracıkta sürekli duruyorlar ve sürekli onlarla düşündüğümüz için başka türlüsünüde bilemiyoruz. Çünkü birçok sınavdan geçirmiştik fikirlerimizi kendimizce mantığımızca doğrulamıştık tüm hayatımız boyunca işte bu yüzden de bu soyut düşünceler bize gerçek gibi gelirler.

Geçmişte bir soru sorulduğu zaman anında zihnimde birşeyler oluşur hatta karşı taraf cümlesini bitirmeden ben çoktan hazır olurdum. Bunun sebebi zihnimde çok güçlü bağlarla bağlanmış temel soyut fikirlerimdi. Özenle belirlenip hazırlanmış fikirler. Yani hayatı yaşarken gerçek olanı ayırmak için kullandığım ana yasam gibi. Ne kadar az ve öz olmaları için çabalamış olsam da zihnim açıkçası çöplük gibiydi. Hele astroloji ile tanışmadan önce boşu boşuna çalışan zihin rastgele şeyleri olumluyordu. Fakat burçlar yardımı ile sonsuz olanın kavranmasında yol aldıktan sonra zihnimde özellikle de astroloji ile alakalı şeyler çok azalmış bulunuyor. Artık bir şey ile karşılaştığımda düş dünyama dönüyorum bakıyorum orada sadece sonsuz sıfatların fikirleri var ve bunlar zaten imgelem ile görülebilen değil akıl ile algılanabilen şeyler. Neticede bir fikiri değerlendirirken düş dünyamızdaki referanslara baş vuruyoruz bu yüzden gerçek olan yani ebedi-ezeli olanın fikrini anlamak zorundayız.

Kategori:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir